weather
4°
-
00:00:00
İmsak vaktine kalan
Bir Millet Bayrağından Neden Yorulur?

Bir Millet Bayrağından Neden Yorulur?

YAYINLAMA:

Bayrak, her ülkenin ve her toplumun varlığını simgeleyen en güçlü sembollerden biridir. Bir devlet için bayrak, yalnızca bir kumaş parçası değil; ortak hafızanın, tarihsel sürekliliğin ve kolektif kimliğin görünür hâlidir. Aynı durum daha küçük ölçeklerde de geçerlidir: Tuttuğumuz futbol takımının arması, yaşadığımız mahallenin adı, hatta çocukken oynadığımız arkadaş gruplarının bile bir sembolü vardır. İnsan, anlam yüklediği sembollerle bağ kurar.

Peki insan hayatını, çevresini, geçmişini ve geleceğini temsil eden bu sembolden neden yorulur?

Bu soru, son dönemde İran’da yaşanan protestoların ardından daha yüksek sesle sorulmaya başlandı. Londra’daki İran Büyükelçiliği önünde yapılan gösteriler sırasında bir protestocunun, büyükelçilik binasındaki mevcut İran bayrağını indirip 1979 Devrimi öncesinde kullanılan “Aslan ve Güneş” sembollü bayrağı asması bu tartışmanın simgesel bir örneğiydi. Ardından sosyal medya platformu X’in, bir kullanıcının talebi üzerine web sürümünde İran bayrağını geçici olarak devrim öncesi simgeyle değiştirmesi ve gelen tepkiler sonrası bu değişikliğin geri alınması, meselenin yalnızca sokakla sınırlı olmadığını gösterdi.

Bir milletin kendi bayrağına yabancılaşması, basit bir protesto biçimi olarak görülemez. İnsanlar öfkelenir, protesto eder, boykot yapar; bunlar siyasi ve toplumsal tepkilerin doğal yollarıdır. Ancak itiraz bayrağa yönelmişse, yani devletin temel sembolü reddedilmeye başlanmışsa, burada geri dönüşü zor bir eşikten söz etmek gerekir. Bu, yalnızca bir yönetim eleştirisi değil, rejimin meşruiyetine yönelik derin bir sorgulamadır.

İran’da yıllardır biriken sorunlar bu noktaya nasıl gelindiğini açıklıyor. Süregelen ekonomik baskılar, ağır yaptırımlar, devrim sonrası oluşturulan katı hukuk sistemi, sosyal hayatın giderek daralması ve özellikle kadınlara yönelik baskılar, toplumda biriken öfkeyi besledi. Halk uzun yıllar boyunca bu durumu sandık yoluyla değiştirmeye çalıştı; ancak sistemin yapısal sınırları, bu çabaların etkili sonuçlar üretmesini engelledi.

Buna ek olarak, İran’ın dış politikadaki konumu da giderek zayıflıyor. Son dönemde İsrail’in saldırıları, ABD ile artan gerilim, bölgesel müttefiklerin kendi iç sorunlarına yönelmesi İran’ın bölgesel gücünü aşındırdı. Hem içeride artan özgürlük ve refah talepleriyle hem de dışarıda jeopolitik baskılarla aynı anda mücadele etmek zorunda kalan bir İran tablosu ortaya çıktı.

Bu tabloyu daha da karmaşık hâle getiren bölgesel gelişmeler de göz ardı edilemez. Suriye’de süregelen çatışmalar, İsrail’in bölgeye yönelik müdahaleleri, ABD’nin kendi çıkarları doğrultusunda çizdiği yol haritası, Türkiye’nin güvenlik ve stratejik hassasiyetleri, Rusya’nın Suriye üzerindeki etkisi ve İran’la yıllara dayanan iş birliği, Çin’in ise daha içe dönük bir politika izlemesi… Tüm bu faktörler, Orta Doğu’nun kırılgan dengesini doğrudan etkiliyor.

Böylesine karmaşık ve belirsiz bir jeopolitik ortamda, bahaneler üreterek kendi vatandaşının taleplerini görmezden gelen bir İran yönetiminin işi giderek zorlaşıyor. Devletin, halkıyla bağını güçlendirecek kalıcı ve samimi reformlara yönelmesi artık bir tercih değil, zorunluluk hâline gelmiş durumda. Halkını bayrağıyla yeniden barıştırmayan bir yönetimin, o bayrağın temsil ettiği birlik ve bütünlüğü koruması mümkün değildir.

Unutulmamalıdır ki zayıf bir İran, yalnızca kendi halkı için değil, bölge için de daha fazla istikrarsızlık anlamına gelir. Tarih bize şunu gösteriyor: Hem halkının huzur ve refahını önceleyen hem de dış müdahalelere karşı güçlü durabilen devletler, uzun vadede etkili ve kalıcı olur. Aksi hâlde, semboller anlamını yitirir; anlamını yitiren semboller ise yerini daha derin ve sarsıcı kırılmalara bırakır.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *